21 Aralık 2012 Cuma

Ormanların Gümbürtüsü




Artık hiçbir şeye karşı değilmiş gibi
   kayıtsızım
Yolculuğun sonunda ormanda duyduğum sesi öldürdüm
Amacım yoktu sesi öldürürken, ses öldüğü için de
   hala amaçsız sayılırım
Ormana karşı değilmiş gibi kayıtsızdım
Ormandan çıkınca şehrin ışıkları ve ışıkların
   suda işaret ettiği anlamların adı olan dünya 
   ile karşılaştım
Dünyaya karşı da kayıtsızım

"Anlamıyorum seni" diyen birine kendimi anlatmak
   üzere uzattığım kitap hâlâ okunmadığı için,
Bir gecenin sonunda anlatılmamak için yaşanmış
   gönderilmemek üzere yazılmış bir
   mektuba koyarak...
Mantıklı olan her şeyin nedenini aradım
Nedenini aramadığım için artık yalnızca ölümü
   ve aşkı seviyorum
Konuşma haline gelmeyen şeyleri
Susmalı ve sonra ormanın güzelliğinden söz etmeli:
"Kış henüz gelmişti, kar tertemiz ve her yer 
   bembeyazdı"
Biz de mutluyduk
Kimimizin sevgilisi vardı
Sevgilisi olanların üstüne bir taş duvar yıkılıyordu
Taş duvar üstümüze sessizce yıkılıyordu
Ses ölmüştü çünkü nedenini aramadan

Sevgilim sensiz olabilmek için sokaklarda 
   yürüyorum
Sevgilim pencereden bakıyor ve yanıma şemsiye almaya 
   karar veriyorum
Sevgilim sensiz olabilmek için durmadan "Yağmur
   yağıyordu" diye bir cümle tekrarlıyorum
Sevgilim sokağa çıkarken şemsiyemi almayı unutuyorum
Sevgilim son vapuru kaçırıyorum ve iskelenin aynasında
   seni ve yağmuru görüyorum
Hava soğuk sevgilim, bütün gün sobayla sevişiyorum

İskelenin aynası ve aynadakilerin işaret ettiği
   anlamların adı olan dünya
Ki ona bakarken hayatımıza bakardık
Ya da şöyle söyleyeyim:
Hayatımıza bakarken sanki ona bakardık
Yansıttığı görüntü bakırı altın yapmıyor artık

Daha neler yapmadım seni unutmak için, neler yapmadım
Aşk filimleri seyredip sonra aşksız bir dünyada 
   yürümek istemediğim için aşk filimlerine gitmedim
Kırmızı bir fular taktım bileğime şeytan kovmak için 
Arabamı bütün barların önünde park edilmiş görebilirdin
Barda peşimden gelen o adama, şeytan kovmak için senden
   ve Hemingway'den söz ettim:
"Çehov da bir Amerikalıdır aslında"

Neler yapmadım seni unutmak için, neler yapmadım
Üstünde dünya haritası olan bir uyku tulumunda uyudum 
İyi şeyler gördüm rüyalarımda
Sonra bir gecenin sonunda
Seni öldürdüğüm için kayıtsızca 
Ve artık vazgeçtiğim için omuzlarımı tutan o ellerden 
Uzun süre yaşayıp uzun süre öldüğüm
ve mezar taşıma "Ernest ve Scott" yazdırdığım için 
Kremalı çorbalar, et yemekleri ve şaraptan bıktığım
Ve durulamalık konyak da çevirmediği için sessizliği
   altına
"Yağmur kayıtsızca yağıyordu" cümlesinin yerini
   "Yağmur yağıyordu" cümlesi aldı

Sesi yaralı bir kaplan gibi bağırırken bıraktım
"Yağmur yağıyor" dedikçe "Kış henüz gelmişti, kar tertemiz 
   ve her yer bembeyazdı" diyen Hemingway
Ki boks yaparken yazardı
Ya da şöyle söyleyeyim:
Yazarken boks yapardı
Durmadan sesleniyor şimdi bana:
Dünya güzel mi?
Sen soylu musun?
Sevgilin var mı? Mutlu musun?
Eve dönünce kahve, yemekten sonra konyak içiyor musun?
Yoksa hepten mi unuttun şarabın simyasını?

Yağmur hiç yağmadı ben dünyaya baktığım sürece
Bakır altına dönüşünceye dek hiç de yağmayacak zaten 
Kayıtsızım,korkarak ormanların başıma vuran gürültüsünden


(Köpüklü Bir Kan, Bir Duman’dan)
 Ahmet GÜNTAN

18 Kasım 2012 Pazar

Buhurumeryem



iki paralel çizgi çekiliyor gökyüzüne
ve yeryüzüne
biri kaba davranınca
camlar bile sarsılıyor
seni sevmeyi öğreneceğim
daha önceki zamanlarda yaptığım gibi
ruhlarımız 7. göğün 7. katına çıkınca
seni unutacağım...
daha önce nasıl oluyordu bilmiyorum
şimdi ceketini bile düşününce
o kadar uzaklara gidiyorum ki senden
diyorlar ki ikimiz yapamayız
arada çok engel var diyorlar
ama ben biliyorum ki
sen 'gidelim' deyince
seni takip etmek için hazır olacağım
ikimiz yan yana gelince çok güçlü oluyoruz
onların korktuğu aşkımız değil gücümüz
çünkü aşk baştan çıkarıcı ve
tehlikeli bir oyundur
boş ver şimdi ben L&M sigaraları içiyorum
bir fotoğrafın içinde donup kalan
bir fotoğrafın içinde donup kalan bir bebekti
beni memnun etmek için herşeyi yapan
oturduğum şezlongun mavi demir bacakları
çimlerin üzerine lazer bir hac gibi yansıyor
bir kadınım ben ve insan kadın olunca
her şeyi unutur yüreğinin içindekinden başka...


Lale Müldür

21 Ekim 2012 Pazar

Efrain Huerta




Sana sessizliği ben buldum diyorum yeniden
o usul ikindide, adın yakılınca
kömürleşince
büyük altın alevinde on dokuz yılının.
Sevgim alacakaranlığın bağlarını çözdü
yalnız senin fısıltına vermek için kendini,
beyaz odun alevinin o cam fısıltısına.

Anıların bir iğne batışıdır dudaklarıma,
hayatının masallarını kurdum bugün
bir elmanın ince kabuğunda.
Bu ara hep tedirginim,
bir pencerenin açılışını bekliyorum şimdi
arkandan gideyim
ya da parçalanayım diye üzgün kaldırımlarda.
Ama öylesine bir ses gelir ki dağlardan
acıdır uyumak, anmak ölümdür seni.

Ürkerek çekilir sessizlik,
yıldızsız gökyüzünden çekilir,
ağızlarımızın acelesinden,
solgun kamelyalardan, karanfillerden.

Gel, rüzgâra anlatalım öpüşlerimizi;
düşün: alacakaranlık bizi anlıyor,
sarı fısıltısından gözlerinin
biliyor nasıl hoşlandığımı,
kollarının beyaz suyundan.

Açmamış çiçeklere söyleyelim şarkımızı,
ayı gözetlemeyen çocuklara.
Birbirimize bakmadan söyleyelim.

Yalancıdır onlar, şu kuşlar, saçaklar.
Birbirimizi sevmiyoruz artık, sevmemiştik de.
Tutkuyla geldik, tutkuyla gidiyoruz.
Alacakaranlığın sesindeyiz artık,
çılgınlığın yüreğinde.

Gel, rüzgâra anlatalım öpüşlerimizi,
şarkımızın acı yüklerine.

Aşk ne ateştir, ne de mermer.
Aşk bana duyduğun acımadır senin,
benim sana.
efrain huerta

23 Eylül 2012 Pazar

Ağlama Meleği



kaya sansarlarını saklayan ormanlar ağlıyordu
dolmuşlar,unutulmuşlar ve çarşamba günleri ağlıyordu
baktığım her şeyi öldürüp öldürüp bırakmıyordu ağlamak

kalbim! 
bana günahlarımı hatırlat! 
ben onun gözyaşı olabilmek için 
sana ne yaptım

içimde vahiyler ağlıyordu
içimde sevdiğim kadının içi ağlıyordu
ben ağlıyordum

garipti gidişi
tarihin çizdiği bütün haritaları yalanlar gibi
tarihin olmadığı bir yere gitti
kim oraya doğru bakıp bir soru sorsa
gidip de geri dönmemekten kendini geri alamaz

ben onun arkasından giden değildim
suçluydum
bir daha tekrar edilmeyecek olandım
o an gelip geçmişti
o yüzden cehennemin cehennemindeyim

hiçbir tren yolculuğu dindirmeyecek 
yüzümdeki yaralı hayvanın sesini
seninle hiçbir yere varamadığımızda fark ettim 
dünyayı unutmak için yanlış aşkı seçmişim

duy! bayan q.
şimdi intihar etmek çocuk işi 
çekip gitmek cesaret
unutmaksa karavana

kalbim pavyona satılmış bir kadın gibi 
anneliğine geri dönüşsüz


kalbim jet ceset
kalbim artık beni unut
kalbim artık boğul!

şimdi hayat
tanrının sessizliği kadar kimsesiz
şehrin kafasına sıkılması gereken bir mermi kadar imkansız

orada dünyada
dünyanın tüm cumhuriyetleri kan içinde kalsın
kara karanfillere yaltaklanan akşamlarda aynaya baktım 
yüzümdeki aynanın yalnızlığını okuyamadım

burada yalnızlık beni delilikle terbiye etti
gideceğini bilmektense uyumak istiyorum
sen gitmeden uyandığımda da kendimi ölü bulmak

yağmurda
tüm geçmişimi unuturcasına sana sarıldım
sende kırmızı bir gülün içindeki elini yüzüme sil
nasılsın?
diye soracak olursan 
ağlıyorum
nasıl ağlıyorsun?
diye soracak olursan 
bir kadeh rakıya bir damla kan damlar gibi

mutsuzum
mutsuzluğun ansiklopedisi oldum bu pezevenk şehirde
her günüm a'dan z'ye kan! 

çünkü nahif çocuklar yağmurda yanarak büyür 
şehirlerin tersine


jan ender can

3 Eylül 2012 Pazartesi

Fante




"Ey New Hebrides'li sevgili
Güveninle alay etmemem için yalvar bana.
Çiçek gibi açan yitik cennetlerin ortasında bir beyittir aşk
parçalanmış düşlerin oynaşını ve refahını getir bana.
Ondokuzuncu yüzyıl sonunu arzuluyor yüreğim,
Muhasara günlerini.
Tasalanma, ey sevgili! Başını kaldır kalenin burçlarına bak!
Hainden kaç, aşka merhamet et sadece,
Ve kelleme bedel konduğunda
yüreğime inan."

John Fante

21 Ağustos 2012 Salı

Ero-Coma



Ey! eğildiğinde meme uçlarından
vaktinde gelen trenler fışkıran
seni seviyorum, en doğrusu bu, en!
donup kalıyor aklımda her şey
otobüsler geçmiyor, kelimeler geçmiyor
senin olanla benim olan arasında
hazin ölüm bile donup kalıyor
artık biz hiçbir şey geçmiyor

sonra
yalnızlıktan çıldırmış avuçlarımla
ateşlere taşan kalçalarını kucakladığımda
ağzımın içine dolan rüzgarın adı ne olacak söyle bana

hayır, yorulmadım
güzelce geberiyorum
hem nasıl yılar bir adam
gecesine hançeriyle girdiği bir kadının içinde
başka kaç kadın daha olduğunu anlamaktan
ben nasıl yılarım
senle aynı yatakta aynı sonrasızlığı yaşamaktan
hiç anlamam

şimdi ter içinde
şimdi tuz içinde
şimdi kendi kanın içinde
kendi kendini anlayıncaya kadar öpebiliyorsan beni
hicaz demiryolundan da uzun olmalı
yeni kazılmış mezarların ağzını kapatmak için çıkıp gelen
her inleyişinin sesi

donup kalıyor aklımda her şey
otobüsler geçmiyor,kelimeler geçmiyor
ne zaman yetecek tenin yüzölçümü
ruhumun kaybolmuşluğuna
sana sarıldıkça her yerim geberiyor
senin olanla benim olan arasında
para kazanılan bir iş için istemem
sadece seninle sevişirken
fazladan bir iki elim daha olsaydı keşke..!

Jan Ender Can

Uzak Fesleğen




cevapla ömrümü
sevmezsen
en ihtiyar yerinden tut
eskicilere ver
seversen
menekşelerin kadife düşlerine gizle
ama içimizden ve içimizde
ne ölürse ölsün
yalnızca yağmurlu günlerde
sana yazılan bu mektubu
okunma günü gelmeden
delirmek zorunda bırakma
sana yazdığım gökyüzünü
yalnız bırakma, uç!
cevapla ömrümü

ben senin balkonunda otururum
sen benim defterlerime bakarsın
içimdeki uçurumun dibi ayağa kalkar
içindeki dağın doruğunu öper
sevdiğin şarkıları dinleriz
sevdiğim küfürleri edersin
sana dokunurum
sen dokunmamı avuçlarına yaslayıp
yemin edersin
sen yemin ettikçe
benim kalbim sarsılır
benim kalbim sarsıldıkça
senin dudakların uzar
çayırların manasını çatlatmak için
koşan taylar gibi koşarsın aklımda
delirmek için adını öpüp uyanırım
cevapla ömrümü

gidersem
korkudan ayakların eriyinceye kadar
peşimden gel!
gidersen
seni göremediğim her günün ortasına
gözlerimi doğrarım!
ve biz kaybedersek
sonumuz bir fesleğen için
kimsesizliğin ağzını ağzına alıp
kıyamet günü gibi haykıran iki ayrı gece olur
cevapla ömrümü

bana yaralarını ver!
veya kanamak için al! kanımı kullan!
bana
bir denizin bir çocuğun incinmişliğini
dalga dalga tasvir ettiği gün gibi sarıl

gözünü hiç kırpmadan
ruhuma ruhum dediğin o gün
kainatın taşakları genişleyinceye kadar
sevişirim seninle
yanlış da olsa cevapla ömrümü

adresim;
hiç yağmamış yağmurlar caddesi
ölüp gitmiş herhangi bir şair sokak
no; 8 sanki Beyrut.

Ey-Ek-2009
NTH
Jan Ender CAN

17 Ağustos 2012 Cuma

Akmayı Duydum



Ben ben idim, onlar oydular
Karanlık indi bize sığındı
Yılları çok çağlar gibiyiz
Günleri çok yıllar gibiyiz
Uzun sessiz bir ağlamak gibiyiz
Geyik akar suları özleyince
Akmamız yok, çekilmiş nehirler gibiyiz

Yelin sürdüğü yaprağı mı iteceğim
Kötülük nedir, var mıydı bilenimiz
İyilik nedir, var mıydı bilenimiz
Ana karnında sütten
Bembeyaz örülmüşüz de
Derim ki —demek istemem— vahşetin imleriyiz

Ben ben idim, onlar oydular 
Geçip de geri dönmeyen bir yeliz 
İnsan akar insanı özleyince 
Yılları çok bir gün gibiyiz

Akmadık.

edip cansever

26 Temmuz 2012 Perşembe

Hiçbirşey Olmuyor İki Kez




hiçbir şey olmuyor iki kez
ve olmayacak da. bu nedenle işte
deneyimsiz doğmuşuz
ve rutinsiz öleceğiz.

en aptal öğrencileri
olsak da dünya okulunun
yinelemeyeceğiz dönemi
ne kışın, ne de yazın.

yinelenmeyecek tek bir gün bile,
birbirine benzer iki gece yok.
ne aynı olan iki öpücük,
ne de gözlere bakan aynı bakışlar.

dün, hani birisi adını söylediğinde
yanımda yüksek sesle,
bir gül düşmüştü sanki
açık bir pencereden içeri

bugün birlikte olduğumuzda
çevirdim yüzümü duvara
gül? gül nasıl görünürdü sahi?
çiçek miydi? taş mı yoksa?

sen, o kötü saat
neden karışıyorsun gereksiz korkuyla.
varsın - öyleyse geçmelisin.
geçeceksin - işte güzel olan.

yarı sarılmışız gülümsüyor,
anlaşmayı deniyoruz,
birbirimizden farklı olmamıza karşın
iki saf su damlası örneği.


                              w. szymborska

25 Haziran 2012 Pazartesi

Adam




O şehre davrandığın gibi davran bana da
O şehre gittiğin gibi bana da git uçarak
bana da in, bana da kon ve el salla geride
bıraktığına: Elveda benim küçük adamım!
ufacıktan bir şehri nasıl adam ettinse,
Sevdinse adam gibi, beni de o şehir gibi
sev! Korkma sakın, adam etmez aşk beni,
geç benden, benim de köprülerim var,
aşkı seyret oradan, dalgın günüm geçiyor,
benim de gecelerim var, danset, eteklerin
fırdönsün, sen bana dön, bana eşlik et,
benim de sabahlarım var, uyanmaya ne saat,
ne telefon, ne kapı: bisikletin zilini
dizlerini kanatan bir deli kız çalsın yeter ki!
Benim de parklarım var, uzanıver salkımsaçak
üstüme, dalımdan tut, benim de yapraklarım var
güneşli gövdene müjde eli kulağında bahar,
benim de şiirlerim var, aşk konulu, senin
o şehri sevmene benziyor, seni sevmeye
benziyor adamakıllı serserin olana kadar

Bir şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?

haydar ergülen

5 Haziran 2012 Salı

Uçurumda Açan



aşktın sen kokundan bildim seni
bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu
taşıttan indin sonra da karşıya geçtin
elinde bir tuhaf çanta saçında soku

akıl almaz işleri şu zambakgillerin
sokakta bir sövgü gibi akıp gittin
gözlerin sonsuz uzun sonsuz çekikti
baksan uçtan uca çin seddi’ni görebilirdin

yanındaki adam mutlaka kardeşindir
istanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir
aşktın sen gidişinden bildim seni
neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir

birbirimizi kucaklarken neye yarar
kucaklamıyorsak eski yeni sevgilileri
diyorum çoğunca evli kadınlar
bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar

bilir misin acaba ne demiş tilki
kişi bir anda nasıl çarpılıverir
kuliste yarasını saran bir soytarı gibi
giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri

ömer ki bir gölü balığı için değil
kamışı için vergilendirdiydi
ama değnek vurulurken zavallı uğruya
yüzüne ve neresine gelmesin derdi

selam size büyük durumlar doruk anlar
dağ görgüsü kazanır ağrı’yı bir kez görse de kişi
marmara’dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği 
okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar

belki de biraz geç rastladım sana
ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza
1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi
eksikliğe mi alışmışız mutsuzluğa mı yoksa

bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu
ağır uykusu aldatılmış olanın
ve aldatanın delik-deşik uykusu
taşıttan indin sonra da karşıya geçtin

divan nâzım hikmet ikinci yeni
kaç gündür adını düşünüyorum

ne demiş uçurumda açan çiçek
yurdumsun ey uçurum

Cemal Süreya

3 Haziran 2012 Pazar

Gözlerin




Gözlerin gözlerin gözlerin,
ister hapishaneme, ister hastaneme gel,
gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,
şu Mayıs ayı sonlarında öyledir işte
Antalya tarafında ekinler seher vakti.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa`nın
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat İstanbul.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.
  Nazım Hikmet Ran

'Tam 49 yıl oldu,'



23 Mayıs 2012 Çarşamba

Kof demirli pencere


Cezaevinde bir kanımlık uykuda, düşte Şuramdan bir şey koptu. Bir gün değil, beş gün değil ki bu, Canıma tak dedi işte. Gayrı umut dürter, yürek silkinir Peşisıra bir özlem ürküsüz, ayık Sen miydin, İstanbul muydu, baharda mıydık? Tutsak gözlerim bulanıverir. Ama senin gözlerin hür, İkimiz için görecekler taş çatlasa. Zor ellerim ko kıskıvrak bağlıysa, Seninkiler elbet bir işin ucundan tutar. Ayırsalar, öldürseler gene benimsin, Nice ayıbımı örten o eşsiz yama. Etim değil, kemiğim değil, kanım değilsin ama Gençliğimsin, sağlığımsın, hürriyetimsin. Benim dilim boşuna, kollarım yitik şimdi, Sen doy, sen edin, sen tadıver. Artanı, birikeni bana da yeter Bölüşmek zaten senin eski işindi. İnceliğini sarsam, öpsem yüreğini Ben buralarda acıktım çok. Karnım pişirdiğin aşla doyar ancak, Senin suyun arıtır kirlerimi. Hızlan, çoğal, gülümserliğini takın gene. Sırası gelince hayıflan, gocun. Bana varımı yoğumu ileten güvercin, Kon, çırılçıplağım, üstüme tüne. Elle uzanılmaz kof demirli pencereye, Bir günışığı dadandı senin için. Duy benim bitanemsin, Bunsuzluk yaraşmaz sana...
  Metin Eloğlu ( 1927 - 1985 )

20 Mayıs 2012 Pazar

Bezirci



karanlık gözlerinde bu kötü balık
ne kadar güzelsin teyzen çıldıralı
ben o denize çoktandır gidiyorum 
uyanıp her gece uykudan ve bir çıra yakıp
kazağımdaki tayların
artık suya inme vakitleridir
kardır sonu bu rüzgârın
kızıl tarlanın yanında buluştuk
deniz kimbilir nerelerdedir
ekinleri dinledik. kanımızdır şimdi
bir delinin gözleridir dağlarda uçan çiçek
güz güneşi, yüzümüzü yakan
bütün deli teyzeler ölü horozlar
alfabemde kuru bir yapraktır
gece, trenlere bıldırcın yağıyor
kardır sonu bu rüzgârın
yarın kış gülleri açacak
şapka giyeceğiz soğuk karanlıklarda
şimdi büyüdüm çünkü sigara içiyorum

ergin günçe

17 Mayıs 2012 Perşembe

Lâl, gül, döl



've damarımda akan toprak'

bir sırrı vaktinden önce saklayıvermişim
cümle coğrafya ve dahi dağları sıkıntı basmış.
ben artık sürekli hançerlenirim
iki tiren öpüştü mü kondüktör yanar?

ah sen bana bakma tiyatrolarımı taşra tertibler
benim anlattıklarımla biraz heterodoks kaçabilir sevgilim
yani hükmetsene aksine ki, bir bin yıl sırtımızda paklanmayacak
ve allah'ın isa isminde bir sevgilisi yok!

evet bugünlerde biraz siyaset ehli çocuklar olduk
mesela bundan böyle senin adın petrus olsun sevgilim
ki bir ağaca teşekkür etmek için davranıyorum da bazen
oluk oluk pantolonlar devriliyor kanatlarıma

ve şimdi ben sevgilim
sana beyaz renginde değişik çoraplar temizliyorum ağlayarak.
ve lâl ve gül ve döl, 've damarımda akan toprak'
ve sonra eczama saplanan o tersinden lunapark 
o kült, o hırkalar...

ah nasıl da lezzetli asalar birikiyor kirpiklerimde
ve kooperatifler boyu gül koklayan beynelmilel varakalar!

gidişini başka türlü açıklayamıyorum...

AH MUHSİN ÜNLÜ

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Bitmeyen






Ve ağzım ağzını öptü ise
Çünkü için sözle doludur
Elim eline değdi ise
Çünkü elin yaratılmış işler doğurur
Gözlerine baktım ise
Ki bakmışımdır
Onlar bir denizi sezme derinliğindedir
Ve saçlarına
Ve boynuna
Ve omuzlarına
Baktım ise
Ki bakmışımdır
Onlar bir kuşun uçusunu
Sezme derinliğindedir
Ey sözlerim benim
Onlar ki bana her zaman
Bir diriliş verenedir
Meselim bitmeyendedir.
edipcansever

BİLİŞ


                                                                     
                                                                     Ve hemen gidemedim
Ve artık gidemedim
Ve sonra hiç gidemedim
Kurtuluş'ta, son durakta bir tramvay ölüsü
Sanki ben
Öylece kalakaldım
Hepimiz kalakaldık
Elimizde tetiği çekilemeyen
Namlusu yönsüz bir tabanca gibi.


EDİP CANSEVER